Yalan Dünya

Reklam
Reklamı Gizle

   Yaşarken insan neler görüyor, neler yaşıyor. Yaşadıkça nelerle karşılaşıyor. Acı, tatlı bir çok olayın içinde, kıyısında kenarında, köşesinde kalıyor. Büyük usta Neşet  Ertaş ne güzel söylemiş:

 Ah yalan dünyada, yalan dünyada,

  Yalandan yüzüme gülen dünyada.

  Ruhu şad mekanı cennet olsun.

    Öğretmen olup tayin olduğum köye gittiğimde elektrik yok, buz dolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, televizyon yok. Sadece pilli bir radyo. Ama köylü ile iç içe olup onların dertleri, sıkıntılarıyla iç içe olmak, onların da benim dertlerimle dertlenip, çözümüne yardımcı olmaları ne büyük bir güçtü. Her biri ailem gibi öğrencilerim küçük kardeşlerim gibiydi. Büyüdüm onlarla birlikte.

       Ara sıra Kırşehir’den gelen arkadaşımız Foto Mustafa’nın köye gelmesi bize çok büyük bir neşe kaynağı olurdu. Kızılırmak’ın Hirfanlı baraj gölünden yakalanan balıklardan alıp, tüm arkadaşlarımızla birlikte pür neşe yer, içer, Kaman’a sinemaya giderdik. Bazan sinema başlamış olur, giremeyiz. O zaman da yakın köylerdeki arkadaşlarımızı ziyaret ederdik.

      Köyden çıkıp Kaman’a, bazan da Ankara’ya gittiğimizde  pırıl pırıl sokak lambalarını, evlerdeki avizelerin ışıklarına bakar, bu evlerde hiç bir sıkıntı yok. Acaba bizim de olur mu diye hayaler kurardım.

       On yıl gibi uzun bir süre elektriksiz, susuz, bazan evsiz yılları geçirdikten sonra nihayet Ankara’ya tayinimizi yaptırdık. Evsiz dedim de sokakta kalmadık tabi ki. Bir öğretmenler odası evimiz, okulun küçücük sütlüğü mutfağımız, çamaşır leğenimiz de banyomuz oluyordu. Yine de iki çocuğumuzla birlikte çok mutluyduk.

      Ankara’ya tayinimizi yaptırdık. Evimize bir de kristal avizelerden aldık. Ne güzeldi. Bana göre hayat güllük gülüstanlık olacaktı. Hiç de öyle değildi. Çalıştığımız yetiştirme yurdundaki öğrencilerin her birinin sıkıntısı, öğretmenleriyle, okuluyla sorunları doğrudan bizi ilgilendiriyordu.

     Nerden geldi  bütün bunlar aklıma. Sabah ekmek almaya giderken bir komşumuza rastladım. Rengi sapsarı. Ne oldu diye sordum. Meğer oğlu askere gidiyormuş. Hem de üç yıl sözleşmeli. Nasıl ağlayıp sızlanmasın ki, bu ara yine hergün şehitler geliyor. Sarıldım. Ağlama ne olur inşallah sağ salim gelir dedim. Biraz sakinleşti. “Sağol Emine abla, annem gibi geldin” dedi. İnsallah sağlıkla döner.

         Ülkemin üst yüzey yöneticileri bu duruma acilen bir çare bulsanız. Büyük devletlerden durmadan silah alıp, silah tüccarlarını sevindirmek yerine, komşularımızla anlaşıp barış imzalasak olmaz mı? Yoksul halk çocuklarına başka iş kapıları açıp, her an ölümle yüzyüze bırakmasanız. Ölmeseler bile evlerine yaralı, psikolojileri bozuk dönmeseler.

        Yetsin artık bu çile

         Çekemem bile bile.

           Sen ne söylersen söyle.

           Bu hayat geçmez böyle.

Bu şarkıyı yazan da söyleyen de ne güzel demiş ” bitsin artık bu çile” Allah ülkemizi çocuklarımızı korusun artık bu belalardan.

       Hepinize gözyaşı döktürmeyen, acısız, ağrısız güzel bir hayat diliyorum. Hiç birimize evlat acısı göstermesin Allahım

       Sağlıkla, sevgiyle kalın canım arkadaşlarım. Hastalara, yaralılara acil şifalar diliyorum

Anahtar Kelime:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir