İRADE KRİZİ (Kadın Cinayetleri)

Reklam
Reklamı Gizle

Bunlar karşılanmadığı zaman ve ruh kendini eksik hissetmeye başladığı zaman da o yumruklar öfke ile ortaya çıkıyor. Zira ikinci kez yaşanan hayal kırıklığı, incinmişlik ve ümitsizlik ruhu esir alarak fırtınalara sebebiyet veriyor ve bizim şahitlik yaptığımız “irade krizlerine” yola açıyor!

Bu anlattıklarımın sağlamasını yapmak için bakın etrafınıza.

Annesiz büyüyen ya da anneye hasret büyüyüp anne gurbeti yaşayan bir erkek çocuğu, hayatına aldığı her kadından anneye olan özlemini giderebilmek için bir anne heykeli yontuyor. Zira geçmişin gölgesi onu izliyor ve bu geçmişin yaralarını hayatına aldığı insanla tedavi etmek istiyor. Ya da geçmişte bitmemiş bir mesele, görülmemiş bir hesap orada öylece bekliyor!

Bu yontmanın sonucunda hayatına aldığı insanla çocukluğun ayazını örtecek, yüreğini ortaya koyup onu gerçekten ve koşulsuz sevebilecek kadar soylu bir anne modeli çıkarsa ne âlâ; zira o kanayan yara kabuk bağlıyor, geçmişin hesabı görülüyor ve (ölene dek kalacak olan) anne gurbeti bu kadınla sona eriyor.

Öyle ya yoldaşına kulak kesilerek, onun da kendisi gibi saygın bir varlık olduğunu, yaşadıklarının sahiciliğini, öyküsünün ve yarım kalmışlığının yürek yakıcılığını keşfederek başlıyor bu yolculuk. Varlık dediğimiz şey ise geçmişin belleği ve geleceğin beklentisi halini alarak anlam kazanıyor.

Ne güzel söylemiş eskiler ‘evvel refîk bade’l-tarîk’ (önce yoldaş sonra yol) diye!

Tabi bu örneği aynı şekilde baba sevgisinden mahrum büyümüş kız çocuğu için de pekâlâ verebilmek mümkün!

İlk çocukluk yıllarında alamadığı baba sevgisini hayatındaki erkekle tamamlayıp geçmişin yaralarını iyileştirmeye çalışan ve kendisinden esirgenen sevgiyi hayatındaki erkekten alabileceğini sanan ama bu beklentiyi yüreğinde cam kırığı avucunda can kırığı ile ödeyen, geçmişin yaralarını bazen onları iyileştirmek için ama bu kez bilinçli bir şekilde yeniden yaşayan kadın sayısı az değil!

Bu mümbit coğrafyada mülksüzlerin en büyük mülkünün bu birliktelik ve beklentiler olduğunu anlatan, sevgi hamuruyla karılmış bu tür acıklı, yürek acısı hikâyeler çokça maalesef.

Kısacası, bu dünya macerasında hepimiz yaralı varlıklarız aslında.

Dolayısıyla aşk, merhamet, şükran, sahiplenme ve koşulsuz bir sevgi gibi olumlu duygular pek tabi ki tüm kanayan yaraları iyileştiriyor ve ruha pansuman yapıyor ama ya o role bürünmüş kadın, özlemi duyulan bir anne veya baba modeli çizemiyor ve o yarım kalmışlık bu kadınla-erkekle tamamlanmıyorsa?

İşte orada gözümüze ve zihnimize en ince ayrıntısına kadar sokulan o infial başlıyor!

Zira bu sessiz çığlık, kelimelerin yetmediği bir yerden kopup geliyor! Muhatabına, yaşadığı çağın ısrarla zerk ettiği haz, hız ve ayartıcı güçlerin zehirlemesi ve “zaman baskısı” ile yardım ve merhamet etmekten vazgeçen taraf, (her kim ise) bu vazgeçişin bedelini ya canıyla ya şiddetle ya da duyduğumuz, okuduğumuz, gördüğümüz gibi yazık ki canıyla ödüyor!

Dikkat edin!

Kulaklarımızı için giderek sıradanlaşan “yası tutulamaz” hale gelen bu cinayet ve benzeri cinnet haberlerinin hemen hepsinin altında bir “ayrılma” veya “istememe” eylemi var!

Pek tabi ki, bu anlattıklarım cinayetleri, şiddet haberlerini, cinnet anlarını meşru kılmak için yazılmadı. Sadece bataklığı göstermeye çalışıyor; sadece sivrisinekleri bulup öldürerek sıtmayı yok edeceğini sanan insanlar gibi değil, bataklığı bularak hastalığın ana kaynağını tedavi etmemiz gerektiğine işaret ediyorum.

Ama benim cephemde en çok can yakan taraf bu vakaların çok tekrarlanıyor olmasından kaynaklı satırlarımın başında da ifade ettiğim şekliyle tükenen ilgi ve bu vakaların ardındaki hayatları sadece birer rakamdan ibaret görmemiz!

Çünkü bu infialler hem insanlık için yeşerttiğimiz ve içimizde ısrarla korumaya çalıştığımız umutlarımızı hedef alıyor, hem de yanı başımızdaki kötülüğü değiştiremiyor olmanın yarattığı utanma duygusu ile yüreklerimizi de tarumar ediyor.

Manen çöl olmaya yüz tutmuş asrımızın dilsiz dudaksız bir tanığı olarak, telaffuzum elverdiği ve Rabbimin nasibince, ahlâkının varisi olduğumuz Alemlere rahmet olana benzediğimiz nisbette değer kazanacağımız bilincinin ihya ettiği bir ikna dili içinde; yaşadığım çağın yaralarına dokunmak, sevgi ve merhamet ışığının taşıyıcısı olmak adına kendi yürek arzımdan çıkanlar kendi zihin semamı doldursa da tam da bu noktada sormak istiyorum;

Haz, hız ve ayartıcı güçlere endeksli ve sadece iyi olmaya, iyi hissetmeye dayalı bir dünyada mı yaşamaya meyledeceğiz yoksa insan canını ve varlığını kutsal bilen; erdemli, iyi, doğru ve koşulsuz sevginin nakşedildiği bir hayatı önceleyen bir dünyada mı?

Öyle ya, sadece insan olduğumuz için ötekinden mesul olduğumuz bilinci başka türlü nasıl yaygınlaşıp yürekler sevgi ve şefkatle fethedilebilir?

Ya da hemen her gün kanayan ve her tarafından can sızan bu yara, bugün ilk çocukluk yıllarından itibaren ailede atılması gereken sevgi, şefkat ve merhamet tohumlarının atılmasını günlük geçim telaşesi içinde başka kurumlara havale ederek, henüz yürümeye yeni başlayan çocuklarımızı kreşlere yollayıp bakıcıların eline teslim ederek, parçalanan ailelere seyirci kalarak, yüzde beş yüzlere varan boşanmaları izleyip aile gibi toplumun ana kolonu olan yapılarımızın dağılmasını izleyerek iyileştirebileceğimiz bir “irade krizi” mi gerçekten sadece?

İyilerin kötülüğü gerilettiği, kişilik aşındıran maddi kaygıların ilişemediği, hesapsız bir iyiliğin insanların kırılmış kalplerini onardığı, zulmeden ve bu zulme seyirci kalanların saklanacak kovuk aradıkları günlere özlemle insanlığın bu kırılma noktasında bu duygu yıkımlarına kelimelerimle karşı çıkabilir miyim bilmiyorum!

Ama, kelimelerin gücünü kullanan kudretin varlığına sığınarak dünyanın kelimelerle inşa ve ihya edilebileceğine olan inancımı da insanın insan yanına beslediğim umudu da son nefesime kadar koruyacağım. Çünkü kelimeler zihnimden yüreğime akan harflerle sevgi ve iman olmadan yaşanacak bir hayatın beyhudeliğini anlatıyor ve her şeyin konuşulacak tonlarca şeyi olduğu bir dünyada hissedebilen kalplere ve işitebilen kulaklara ihtiyaç var.

Farkı fark edebilme ve bu farkı yüreğimize dert edip diğer yüreklere taşıyabilme dua ve temennisiyle.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir