İSLAM’DA SOSYAL DEVLET ANLAYIŞI

Reklam
Reklamı Gizle

 İslam’ın devlet anlayışında üç temel esas vardır:

1. Mutlak vicdan özgürlüğü

2. İnsanlar arasında eşitlik

3. Toplumda sosyal dayanışmanın sağlanması.

İslami yönetimdeki sosyal yasaların en önemlisi, insanlar arasındaki eşitlik ilkesidir. Bu konuda hiç kimse, diğer insanlardan üstün olduğunu iddia edemez. Çünkü özgür bir insanda sorumluluk, adalet, doğruluk ve eşitlik vardır.

İslam’da insanlar arasında cinsiyet, ırk, renk, dil ve din esasına dayanan ayrımcılık yoktur. Muhtaçlara, yaşlı, çocuk ve kadınlara korunma hakkını sosyal adalet sağlar.

İslam’ın peygamberi Medine’ye hicret eden muhacirleri ilk önce yerleştirip sonra onların ve ailelerinin temel ihtiyaçlarını karşılamıştır. Bu amaçla Müslümanlar arasında sosyal ve ekonomik bir dayanışma ve yardımlaşma tesis edilmiştir.

Hz. Muhammed’in (sav) öncülüğünde ortak bir mutabakatla anayasa hazırlanmış, “Komşusu açken tok yatanlar bizden değildir.” anlayışı hâkim kılınmıştır. Böylece Müslüman halk ile diğer farklı kesimler arasındaki ilişkiler hukuki zemine oturmuş; memleket, sınıf ve ırk farkı gözetmeksizin tam bir sosyal eşitlik tesis edilmiştir.

İslam’da sosyal hayat, kişi temel haklarının korunması, ayrıcalıkların kaldırılması, adaletin yerli yerinde dağıtımı, sosyal adalet anlayışı üzerinden değerlendirilmiştir. Burada adil bir şekilde insanların onurlu ve hür bir hayat sürmesine zemin hazırlanmıştır. 

Ekonomik değerlerin dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesi, sosyal planda imtiyazlı durumlara meydan veren sebeplerin ortadan kaldırılması ön planda tutulmuştur.

İslam anlayışında mutlu azınlık, ezen ve ezilene yer yoktur ve kul hakkı önem taşır. Bu konuda kul, kulu affetmedikçe C. Allah’ın kulunu affetmeyeceği inancı hakimdir.

Halife Hz. Ömer döneminde bir Yahudi arsasına cami yaptıran valiyi şikâyet edince Halife:

– Derhal cami yıkılsın, arsa hak sahibine verilsin, diye emir vermiştir.

Resulullah (sav): “Mekke’de tanınmış bir ailenin kızı hırsızlık yapınca yakınları perişan olur. O dönemde hırsızlık yapan soyluları affettiklerini, bu suçu fakirler yapınca onlara ceza verdiklerini, işte bu ayrımcılık yüzünden Allah-u Teâlâ’nın onları yok ettiğini haber verdi. Sonra da şöyle dedi: “Eğer kızım Fâtıma hırsızlık yapsaydı, ona da aynı cezayı verirdim.” buyurmaktadır. (Buhârî, 12; Müslim 8, 9)

Veda hutbesinde Resulullah (sav): “Ey insanlar, sizin canlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız, Rabbinize kavuşuncaya kadar birbirinize haramdır (dokunulmazdır).” buyurmuştur. (Buhârî, Hacc, 132)

İslam’ın sosyal devlet anlayışı ile ilgili İslam tarihinden bir örnek sunmak istiyorum. Hz. Ömer karanlık, soğuk ve dondurucu bir kış gecesi sahabelerin içinde en çok hadis rivayet eden İbn-i Abbas ile Mekke sokaklarında karşılaşır. Birlikte dolaşırlarken bir çadırdan ağlayan çocuk sesleri duyulur.

Hz. Ömer (r.a.) kapıyı vurup selam verir ve izin alıp içeriye girer. Yaşlıca bir kadın ocağın başına oturmuş, hem ateşin üzerinde kaynayan tencereyi karıştırıyor hem de minicik yavruları susturmaya çalışıyor.

Hz. Ömer (ra.) kadına:

– Valide bu yavrular niye böyle durmadan ağlıyor?

Kadın içini çekerek:

– İki günden beri açlar da ondan, diye cevap verir ve sonra:

– Oğlum sen şu ateşte kaynayanı yemek mi pişiyor sandın; ne gezer! Yavruları avutabilmek için çakıl koydum tencereye, durmadan kaynatıyorum. Pişirecek hiçbir şey yok. Bu gördüğün yavrular benim, anasız babasız yetim torunlarımdır. Oğlum, kocam ve kardeşlerimin her biri bir muharebede şehit düştüler. Geçimini temin edecek bir erkeğim yok. Soylu bir aileden varlık içinde büyümüş ve yokluk nedir hiç bilmemiş bir kadın olduğum için kimseye gidip hâlimi anlatmaya, el açıp bir şeyler dilenmeye de yüzüm tutmuyor. 

Hz. Ömer (r.a.) kadının sözünü bölerek üzgün bir sesle:

– Valide, Halife Ömer’e neden başvurup durumunu anlatmıyorsun, diyebildi.

Hiddetten kararan bakışlarını halifeye dikerek şu sözleri söyledi:

– Dilerim ki o Halife Ömer daha dünyada iken bulsun, ahirette de elim yakasından kopmasın.

 Hz. Ömer (r.a.):

– Niçin Ömer’e böyle beddua ediyorsun valide! Onun bu işte günahı nedir, dedi.

Kadın:

– Evladım! Ben şu ihtiyar hâlimle iki günden beri gece gündüz demeyip yetim avuturken o nasıl rahat yatağında uyuyabilir? O, Müslümanların reisi değil mi? Bizler evvela Allah’a sonra do onun eline emanetiz. Gelip de benim hâlimi nasıl sormaz? Müslümanların reisi olmayı böyle kolay mı sanıyor?

Hz. Ömer (r.a.):

– Valide haklısın, doğru söylüyorsun. Ama zavallı halifenin işi bir iki değil ki! Kim bilir başını kaşıyacak kadar bile boş zamanı yoktur, deyince kadın aynı kızgınlıkla sözlerine devam etti:

– Mademki dertlilerin derdini zamanında haber alıp çaresine koşmayacaktı, zamanında niye halife olmayı kabul etti? Benim babam, amcam, dayım ve gencecik oğlum hep onun ordularında şehit düşmedi mi? Şimdi kim bilir yine nice kadın ve çocukları kocasız ve babasız bırakıp aç ve çıplak bir sefaletin kucağına atacak. Böyle dertlerimize yeni dertler eklesin diye mi biz onu başımıza geçirdik?

Hz. Ömer (ra.) yerinden doğruldu. Bitkin bir sesle:

– Haklısın sen yine avut çocukları, ben hemen dönerim, diyerek oradan ayrıldı. Yol boyunca ağzından tek kelime çıkmadı.

Doğruca devlet hazinesine vardık. Halife bir un çuvalını aldı, benim elime de bir yağ kabı tutuşturdu. Vakit geçirmeden koca un çuvalını sırtına aldı.

– Aman ey Müminlerin Emiri!.. Ne yapıyorsun? Bari müsaade ver de çuvalı ben sırtıma alayım, dedim.

Hz. Ömer (r.a.):

– Hayır, ey İbn-i Abbas! Değil yorgunluktan yere yığılsam bile yükümü sırtımda götürürüm. Dicle kenarında otlayan bir koyunu kurt kapsa İlahi adalet onu Ömer’den sorar. Şu yaşlı kadın kimsesiz ve avuttuğu yavrular kimsesiz kalır; sorumlusu Ömer’dir. Bakımsızlık ve sefaletten bir ev çökse vebali Ömer’in omuzlarındadır. Talihsizlik neticesinde yere bir tek damla kan aksa o kan damlası coşkun bir derya olup Ömer’i yutar.

Ağır çuval yükü altında iki büklüm olmuş bedenine rağmen son gücünü kullanarak yokuşu soluk soluğa çıkarlar.

Nihayet çadırına varınca tencerede kaynamakta olan çakılları boşaltı. Yemeği pişirdi ve öksüz yavruların karınlarını doyurdu. Halife, kadına:

– Sen yarın erkenden halifelik makamına gel. Sana emekli ve yetim maaşı bağlatayım, dedi ve birlikte dışarı çıktık.

Yaşlı kadın, öğleye doğru halifelik makamına geldi. Kadın, orada Hz. Ömer’i hemen tanıdı. Kadına ve öksüz torunlara emekli maaşı bağlandı.

İnsanlığın vazgeçilmez temel değerlerinden birisi de adalettir. Peygamber efendimiz, insanı şerefli kılan tabii hakların hepsini, hiçbir ayrım gözetmeden bütün insanlara sundu. O zaman insanoğlu, insan olmanın değerini ve manasını kavradı.

İşte İslam’ın sosyal devlete anlayışı budur. Burada mazeret üretmeden mazlumun, yoksulun ve muhtaçların yanında olma zorunluluğu vardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir