Ah Be Korona

Reklam
Reklamı Gizle

Ah ko­ro­na! Yeni ölüm­le­re ve acı­la­ra uyan­ma­dı­ğı­mız gün yok! Eli kolu bağlı, ça­re­siz bir şe­kil­de kendi sa­ati­mi­zi bek­li­yo­ruz.
Di­li­miz­de, du­da­ğı­mız­da tek ke­li­me “Allah ge­cin­den ver­sin!” Sanki ne kadar geç gelse bizim için o kadar iyi ola­cak­tır.
Kim bilir belki iyi ola­cak­tır. Çünkü hem tövbe ka­pı­sı açık­tır hem de yeni aşı­lar yol­da­dır. İkisi de can si­mi­di­miz; bi­ri­si uh­re­vî, bi­ri­si dün­ye­vî.
Ancak ne olur­sa olsun biz­ler ecele, rızka ve ka­de­re iman et­mi­şiz. O açı­dan top­lum ola­rak bizim ko­ro­na­dan falan kor­ku­muz yok.
Ölmek için doğ­mu­şuz çünkü. Bunun id­ra­kin­de­yiz.
O nihai son bir gün mut­la­ka gelip bizi bu­la­cak­tır. Külli nef­sin za­iqa­tül mevt. Biz Al­lah­tan gel­dik ve tek­rar Allah’a dö­ne­ce­ğiz.
Bu­ra­sı tamam da peki, biz­ler ölüme ha­zır­lık­lı mıyız? Bunun için de ölü­mün gel­di­ği, uğ­ra­dı­ğı ha­ne­le­re sor­mak lazım. Ge­li­yor da nasıl ge­li­yor? Elin­de gül­ler­le, fes­le­ğen­ler­le mi yoksa yürek yakan di­ken­ler­le mi? Genç, yaşlı, sabi de­me­den kör bir bıçak gibi ara­mı­za da­lı­yor, mut­luk­la­ra kas­te­di­yor. Ço­cuk­la­rı ba­ba­sız, ka­dın­la­rı ko­ca­sız, ge­lin­le­ri dul bı­ra­kıp gi­di­yor. Şa­ka­sı, mer­ha­me­ti yok! Bo­şu­na “yüzü soğuk” de­me­miş­ler. Nice tür­kü­le­re, şi­ir­le­re, ağıt­la­ra, des­tan­la­ra ilham kay­na­ğı olmuş! Ah ölüm! Az­ra­il’in ecel ma­ka­sı, in­san­lı­ğın kor­ku­lu rü­ya­sı!
En ha­zi­ni de ül­ke­mi­zin dört bir ya­nın­dan bahar ko­ku­la­rı­nın gel­di­ği şu gün­ler­de onun­la teş­rik-i me­sa­imi­zin gi­de­rek art­mış ol­ma­sı. Ölü­mün se­si­ne uyan­mak buna denir her­hal­de.
Bir ta­raf­ta ta­bi­atın di­ril­me­si, öbür ta­raf­ta ha­ne­le­re çöken hüzün ve matem ha­va­sı!
Hiç­bir zaman tüm top­lum ke­sim­le­ri ola­rak ölüm­le bu kadar yüz yüze gel­me­miş­tik. Acı bir çığ­lık gibi do­la­şı­yor ara­mız­da. Bu çığ­lı­ğa uyan­dık­ça genç yaşta ev­la­dı­nı kay­be­den şair Re­câ­izâ­de Mah­mut Ekrem’in “Şevki Yok” şi­iri­ni anım­sa­ma­mak müm­kün mü? Bir insan ölüm acı­sı­nı bu kadar mı güzel his­set­ti­rir? Derin ve içli mıs­ra­la­rın şa­iri­ne selam olsun! İnsan oku­yun­ca zan­ne­di­yor ki bu­gün­kü acı­la­ra mer­si­ye yak­mış!
Gül hazîn süm­bül pe­rî­şan bâğ­zâ­rın şevki yok
Derd­nâk olmuş he­zâr-ı nağ­me­kâ­rın şevki yok
Başka bir hâ­let­le çağ­lar cûy­bâ­rın şevki yok
Geldi ammâ ney­le­yim sen­siz ba­hâ­rın şevki yok
Bu şi­irin bir de bes­te­si ya­pıl­mış. Bes­te­nin sa­hi­bi Rahmi Bey (1864-1924)‘dir. İbnu­le­min Mah­mut Kemal İnal’in Son Asır Türk Mu­si­ki­şi­nas­la­rı‘ında ak­tar­dı­ğı­na göre Rahmi Bey, ho­ca­sı Bes­te­kâr Şevki Bey’i kay­be­din­ce bey­nin­den vu­rul­mu­şa döner.
İşte tam o gün­ler­de im­da­dı­na bu şiir ye­ti­şir ve ho­ca­sı­nın ve­fa­tın­dan duy­du­ğu derin hüzün ve te­es­sü­rü bir mer­si­ye gibi ağ­la­tı­cı bu mıs­ra­la­ra yük­ler.
Evet, ya­şa­mak kadar ölüm de hak­tır. Biz­ler âlemi celal’den gel­dik âlemi Cemal’e gi­de­riz.
Gi­den­le­re rah­met, ka­lan­la­ra selam olsun. Acı­mız, ya­sı­mız bü­yük­tür. Rakım Bey (1872-1948) bo­şu­na fı­sıl­da­ma­mış ku­lak­la­rı­mı­za: Ne bahar kaldı, ne gül, ah ne de bül­bül sesi var!
Her ta­raf­ta yas var çünkü. Esen aklın, sa­bır­la kalın, du­ay­la kalın.

Anahtar Kelime:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir